Tarihe Notlar
30 Ekim 2015 Cuma
Bu hikayeleri unutursak biz insanlıktan çıkarız../Şafak Pavey
Fox Tv de...Çalar Saat Programı
Şafak Pavey'in gözlemleri...
https://www.youtube.com/watch?v=nvFuuY1_vnU
Programın tamamı...Şafak Pavey/Ali Haydar Hakverdi...
https://www.youtube.com/watch?v=kReUQFhaZfw
Geride Kalanlar ( Kısa Belgesel Film By Şafak Pavey)
https://www.youtube.com/watch?v=pattOXGCi_8
26 Ekim 2015 Pazartesi
Acıları ortaklaştırabilmek
Şebnem Korur Fincancı
http://www.evrensel.net/yazi/75168/acilari-ortaklastirabilmek
http://www.evrensel.net/yazi/75168/acilari-ortaklastirabilmek
Haftalar var ki yazamadım. Yazmam gereken başka yazılar, okunacak kitaplar, dostlarımın, yoldaşlarımın beni onurlandırıp istediği önsözler, hepsi beklemede. En son acıları kanıtlamaktan söz etmiştim. Nereden bilebilirdim yeni, çok ağır acılardan geçeceğimizi, hem de bu acıların orta yerinde tanıklığa soyunacağımızı. Kanıt mı demiştim, buyrun size kanıt. Ankara’nın en sevdiğim yerinde, o güzelim tren garının önünde 69 bedenin etrafa saçılmış parçalarını topladık birer birer. Bağımsız gözlemciler olarak sevgili dostum, kardeşim Ümit Biçer ile birlikte iki ayrı bombanın patladığı, biz “uzman”ların “A” ve “B” diye adlandırdığı iki alanda o güzelim pankartların, flamaların her kaldırılışında altında yatan güzelim insanlara mesafe koyabilir mi harfler, diye denedik, olmadı. Alandaki 6 saatlik çabanın sonunda daha 253 parça toplanacaktı yüreğimiz paramparça. Hala sayısını tam telaffuz edemediğimiz ölümlerle Morgda yeniden yüzleşecektik sonra. Ankara’nın hastanelerinden koşup gelmişti adli tıpçılar desteğe, İstanbul’dan yollara düşmüştü uzmanı teknisyeni ya, hangi destek gövdemizin orta yerinde açılan boşluğu doldurabilirdi, bilmem. O bombalar hepimizin içinde patlamıştı, dört bir yana dağıldı parçalarımız. Üzerine basıp geçenlere inat, kalktık her birimiz yerden.
Hiç kimse kalmasın yerde diye, bu ülkenin yüz akı meslek örgütüm TTB başta olmak üzere, TİHV, Türkiye Psikiyatri Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Travma Çalışmaları Derneği, TODAP ve Türk Psikologlar Derneği daha dün bir katliamın acısıyla başa çıkmak için başlattığımız dayanışmayı genişleterek Suruç Psikososyal Dayanışma Ağını Psikososyal Dayanışma Ağı adıyla yaygınlaştırma kararı aldı. Her gün artarak devam eden katılımlarla bu katliamların orta yerinde yüreği paramparça insanlara gönüllü destek sunmaya başladılar ve bu çalışmayı TİHV’in temsilcilikleri olan illerde bu temsilcilikler üzerinden, olmayan illerde de çalışmanın içindeki örgütlerin belirlediği ve duyurmaya başladıkları birimler üzerinden sürdürüyorlar.
O bombaların acısı yüreğimizde Cizre’ye gittik ardından. TİHV Cizre’de ve Botan bölgesinin tamamında yaşanan ağır hak ihlallerinde örselenmiş bedenlere, yüreklere bir nebze olsun destek olma refleksiyle ve Cizre’de yaşayan, çalışan, acıları yaşarken, tanıklık ederken bir yandan da desteğini sunan, desteği yaygınlaştırmak için insanüstü çaba sarf eden meslektaşlarımızla, sağlık çalışanlarıyla birlikte bir başvuru merkezi açtı geçen hafta. Birlikte Cizre sokaklarında dolaştık, yaşanan katliama tanıklık ederken, umudun sıcaklığıyla sarıp sarmaladı dostlarımızın ışıklı gözleri bizi. Bir kocaman taziye evine dönüşmüş şehirde çocukların zafer işareti yapmaya çalışan tombul parmakları okşadı ruhumuzu. Biz desteğe giderken, desteği alanlar olduk. Dayanışmanın sağaltıcı nefesini çektik içimize doyasıya.
Garı düşündüm sonra yeniden. Benim için 10 Ekim sabahına kadar taşıdığı anlamı. Konya’da tamamlamıştım mecburi hizmetimin kalanını. Ankara’nın Yahya Kemal gibi İstanbul’a dönüşlerini seven ben, Cumartesi sabahları Konya’dan Ankara’ya gelmeyi, Gar Lokantasında sabah kahvaltımı yaptıktan sonra heyecanla Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının o hafta vereceği konseri beklemeyi sever olmuştum. Çok sevdiğim uykumdan vazgeçip de Konya’dan Ankara’ya gidişleri özlemeyi. Şimdi Ankara Garı parçalanmış bedenler, yaşamlar, anısına bir karanfil koyabilmek için beklerken bir sabah karşılaştığımız polis barikatları, acımızla alay eden sırıtışları ile mi yer edecek belleğimde, belleğimizde?
Hiç olmazsa bir karanfil bırakabilseydik her bir yaşama, acıları ortaklaştırabilseydik eğer, bir zamanların güzel anılarıyla yaşamaya devam edebilirdik belki ama acılarımızı kanıtlamak zorunda bırakanlar, acımızı ortaklaştırabilmemize olanak vermezken, zor, çok zor…
22 Ekim 2015 Perşembe
'17 yaşındayım, bana bu acıyı yaşatma'
Pınar Öğünç- 22.10.2015
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/392255/_17_yasindayim__bana_bu_aciyi_yasatma_.html
Zaten iyi olanın işi ne, hastaneler civa gibi işleyen, civa gibi ağır yerler. Fakat 10 Ekim’deki katliamdan beri Ankara’nın hastanelerinde başka bir ağırlık var. Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin “Acil” girişinde bir kriz masası karşılıyor gelenleri. Arkada bir de depo olarak adlandırılan büyük çadır var; içi yatak çarşafından kadın pedine, kabandan kesme şekere gönüllülerin yolladıklarıyla dolu. İlk günden itibaren inanılmaz bir ağ kurulmuş. Her bir yaralının, refakatçisinin ve dışarıda kalan yakınlarının ihtiyaçları gün içinde belirleniyor, eldekilerin dağıtımı yapılıyor ya da satın alınıyor. Maddi yardım yapanların her birine faturalı, hasta yakınından imzalı belge gidiyor.
Ellerinde koca bir fihrist... Aranabilecek avukatlar, sağlıkçılar belli. Sadece evini açanların ayrı, kendi aracıyla ulaşım desteği vermek isteyenlerin sayfalarca ayrı bir listesi var. Altı otel kapılarını yaralı yakınlarına açmış, ikisinde hâlâ kalan mevcut; bunun organizasyonuyla ilgileniyorlar. Biz oradayken yağmur yağıyor, bir koca poşet yağmurluk geliyor birden. Bir kadın 100 kişiye aşure dağıtabilmek için çizelgedeki uygun güne adını yazdırıyor. İnanılmaz bir organizasyon oturtulmuş. Refakat için gönüllü olanlar, ailesi gelememiş ya da olmayan yaralıların yanında kalmış. Çok ağır bir mesaiden söz ediyoruz.
10 Ekim Dayanışması’nda öğrenciler, partilerden insanlar da var; çoğunluk ise sendikalı, izinli orada bulunan kamu çalışanı. İsimlerini vermeleri bu açıdan doğru değil ama daha çok “Ne önemi var ki” duygusundalar. Yaptıkları işin bu kadar önemsenmesinden çekiniyorlar sanki. Hepsi ya alandaymış o gün ya da varmak üzereymiş. Kimi iki kilometre ötedeki evine gitmeyip orada kalıyor şimdi, kimi ilaçsız uyuyamıyor. “Biz de böyle tedavi oluyoruz” diyorlar, işe yarama, iyi gelme hissi onları sağaltıyor. “Ben de olabilirdim” bilgisi, politik motivasyonla birleşince muadili az görülen bir dayanışma yaratmış burada. Yaralılar taburcu olurken ağlaşıyor, o derece.
‘
İyi olacağız’
CHP Gençlik Kolları’ndan Malatyalı Orçun Murat Çalış, dün taburcu olurken dedi ki “Sadece ailemle ben duramazdım burada. Kardeşten, arkadaştan öte hepsi, bu insanlar sayesinde direndim”. 23 yaşındaki Orçun, tekerlekli sandalyede, bir kolu askıda. Saçlarındaki, sakallarındaki yanıklar gibi, parlak gözlerine ara ara inen buzlu cam da o günden. “İyiyiz, iyi olacağız abla” diyor gülerek.
Orçun ayrılırken telefonlar alınıyor, fotoğraflar çektiriliyor, defalarca sıkı sıkı sarılıyor herkes. Döner dönmez üç yıl önce bıraktığı üniversiteye dönecek ama önce kaybettiği yedi arkadaşının ailesini ziyaret edecek. Yaralı kolundaki ameliyat izine de dövme yaptırmak istiyormuş sonra.
Bir yandan 10 Ekim, ne çok bedene, ruha çoktan dövme olmuş bile, silinmesi imkânsız.
46 yaralı, 13'ü yoğun bakımda
O cumartesiden beri 10 Ekim Dayanışması’nda olanlar hastanelerdeki ilk günü nasıl tarif edeceğini bilemiyor. 400’e yakın yaralı girişi olmuş, kayıp yakınları, ölüm haberi alanlar, feryat figan... Dün taburcu olanlar çıkarıldığında, son yaralı sayısı 46 olarak veriliyor,13’ü hâlâ yoğun bakımda...
'Onun sayesinde hayattayım'
“Yaşadığımız bu kadar kötü şeyin ortasında, böyle güzellikler de var, bilinsin” diyerek anlatmaya başladı yatağında doğrulup. Aslen Malatyalı olan Can Ateş, 17 yıldır Adana Havalimanı’nda çalışıyor. 10 Ekim’de KESK’e bağlı sendikası BTS’yle alandaydı. “Onun sayesinde hayattayım” diyor. Patlamadan hemen sonra elini tutan, hiç tanımadığı 17 yaşında genç bir kadın. Önce soğukkanlılıkla hemen dibindeki kopuk bir bacağı kenara koyuyor, sonra Ateş’in şarapnel ve bilye parçalarıyla dağılan iki bacağını, muhtemelen üzerinde “barış” yazan bir afişle hızla sarıyor. “Gözlerimin içine bak, 17 yaşındayım, bana bu acıyı yaşatma” diye bağırıyor sonra. Ateş’i hastaneye götürene kadar da elini bırakmıyor. Onun sayesinde bilincini kaybetmemiş. Gözleri dolarak anlatıyor şimdi.
Genç kadını aradı ama...
Kendine geldikten sonra o genç kadını bulmak istemiş. Kriz Masası’ndakilerin çabalarıyla İstanbul Ümraniye, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’ndan olduğunu öğrenmiş de. Hatta telefonda konuşmuşlar. Taburcu olduğunda ilk iş görmek istiyor.
18 Ekim 2015 Pazar
Korkmaz Tedik
![]() |
| Korkmaz Tedik |
Erenler, canlar, dostlar, yârenler
Yüzümüz yerde, özümüz dârda
Elimiz bağlı, yüreğimiz dağlı
Gözümüz yaşlı, bağrımız ateşli
Yaşam bitimli, acılar bitimsiz
Yer anamız, gök atamız
Doğada doğduk, topraktan var olduk
Bir tende can bulduk, bir bilinçle özgür olduk
Kişi kötü demeyelim, işi kötü diyelim
Bağışlamak en büyük emek
Emeğiniz varsa bağışlayın
Toprak ana bir canı bağrına basıyor
Ateş külde söner, acı yürekte diner.
Acı paylaşıldıkça azalır,
Sevgi paylaşıldıkça çoğalır.
Acılar azalsın, sevgiler artsın.
Kinler bitsin, dostluklar pekişsin.
Yeni yaşamlarda yeni çiçekler yeşersin.
Allah kalanlara uzun esenlik dolu yaşam versin.
Erenlerin, evliyaların ruhu sinsin
Gerçeğin demine hû! ..
16 Ekim 2015 Cuma
Nasıl iyileşiriz?
Nasıl iyileşiriz?
Yazarımız Psikiyatr Prof. Dr. Selçuk Candansayar,
Ankara Katliamı’nın ardından açılan yaraları iyileştirmek adına ruhsal destek
rehberi hazırladı
Ankara
Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suç. Böylesi insanlık dışı şiddet
olaylarına maruz kalmak, tanık olmak, bu olaylarda sevdiklerini, tanıdıklarını
yitirmek insanları derinden etkileyip, sarsabilen çok örseleyici bir
deneyimdir.
Sağlıklı insanlar bu tür olaylardan sonra bir süre de olsa çeşitli olumsuz, acı veren, korkutan duygulara kapılabilir ve daha önce hissetmedikleri, kendilerine çok anormal gelen duygulara ve yaşantı değişikliklerine yönelebilir.
Öncelikle bu durumun doğal, normal, olağan ve insani bir tepki olduğunu bilmelisiniz.
Bu duyguları hissetmek sizin zayıf, çaresiz, ruhsal sorunları olan ya da yetersiz bir insan olduğunuzu göstermez.
Normal, sağlıklı insanların yaşayabileceği geçici belirtiler yaşıyorsunuz.
Bu belirtileri yaşamak mutlaka ruhsal olarak hastalanacağınızı kanıtlamaz.
Çoğu insanda bir ay içinde kendiliğinden geçecek bu belirtileri iyi tanımak ve farkında olmak onlarla baş etmeyi bir o kadar kolaylaştıracaktır.
Yaşantımızdaki bu değişimlerin hepsinin, herkeste ortaya çıkması beklenmez. Bazı insanlarda hiçbiri de görülmeyebilir.
Sizde bu belirtilerin olması ya da olmaması hastalandığınızı göstermez.
Sağlıklı insanlar bu tür olaylardan sonra bir süre de olsa çeşitli olumsuz, acı veren, korkutan duygulara kapılabilir ve daha önce hissetmedikleri, kendilerine çok anormal gelen duygulara ve yaşantı değişikliklerine yönelebilir.
Öncelikle bu durumun doğal, normal, olağan ve insani bir tepki olduğunu bilmelisiniz.
Bu duyguları hissetmek sizin zayıf, çaresiz, ruhsal sorunları olan ya da yetersiz bir insan olduğunuzu göstermez.
Normal, sağlıklı insanların yaşayabileceği geçici belirtiler yaşıyorsunuz.
Bu belirtileri yaşamak mutlaka ruhsal olarak hastalanacağınızı kanıtlamaz.
Çoğu insanda bir ay içinde kendiliğinden geçecek bu belirtileri iyi tanımak ve farkında olmak onlarla baş etmeyi bir o kadar kolaylaştıracaktır.
Yaşantımızdaki bu değişimlerin hepsinin, herkeste ortaya çıkması beklenmez. Bazı insanlarda hiçbiri de görülmeyebilir.
Sizde bu belirtilerin olması ya da olmaması hastalandığınızı göstermez.
İnsanlık dışı şiddete maruz kalan, tanık olan, yakınlarını kaybedenlerin
yaşayabileceği ruhsal değişimler
• Sıkıntı verici duygular
Bunaltı, korku, panik, gerginlik, huzursuzluk, irkilme, çabuk sinirlenme, çaresizlik gibi duygulara kapılmanız son derece olağan. Bu duyguları yaşamanız ne zayıf olduğunuzu gösterir ne de ruhsal olarak hastalandığınızı. Bu duygular sağlıklı insanların verebileceği tepkiler. İnsan olduğunuz için korktuğunuzu, afalladığınızı, dehşete kapıldığınızı unutmayın.
Bunaltı, korku, panik, gerginlik, huzursuzluk, irkilme, çabuk sinirlenme, çaresizlik gibi duygulara kapılmanız son derece olağan. Bu duyguları yaşamanız ne zayıf olduğunuzu gösterir ne de ruhsal olarak hastalandığınızı. Bu duygular sağlıklı insanların verebileceği tepkiler. İnsan olduğunuz için korktuğunuzu, afalladığınızı, dehşete kapıldığınızı unutmayın.
• Uyuşuk, hissiz, rüyada gibi hissetme
Böylesi korku verici olaylardan sonra insanlar sanki hiçbir şey hissetmiyormuş, gerçeklik hisleri siliniyormuş gibi duygulara kapılabilir. Kişi, kendisini sanki rüyadaymış, çevresindekilerden farklıymış gibi hissedebilir. Bu hisse kapılmak sizi endişelendirmesin. Yakınlarınız, arkadaşlarınızla konuşmak, telefon etmek, elinizi yüzünüzü yıkamak gibi dikkatinizi şimdiki zamana yoğunlaştırmanızı sağlayacak basit etkinlikler bu hislerin süresini ve şiddetini azaltacaktır. Ama hiçbir şey yapmasanız da bir saatten daha kısa sürede kaybolacaktır.
Böylesi korku verici olaylardan sonra insanlar sanki hiçbir şey hissetmiyormuş, gerçeklik hisleri siliniyormuş gibi duygulara kapılabilir. Kişi, kendisini sanki rüyadaymış, çevresindekilerden farklıymış gibi hissedebilir. Bu hisse kapılmak sizi endişelendirmesin. Yakınlarınız, arkadaşlarınızla konuşmak, telefon etmek, elinizi yüzünüzü yıkamak gibi dikkatinizi şimdiki zamana yoğunlaştırmanızı sağlayacak basit etkinlikler bu hislerin süresini ve şiddetini azaltacaktır. Ama hiçbir şey yapmasanız da bir saatten daha kısa sürede kaybolacaktır.
• Uyku sorunları
Bu günlerde uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmekte zorlanabilir, sabah çok erken uyanabilirsiniz. Korku hissiyle aniden uyanma, kâbus görme, uykuda bağırma gibi çeşitli yaşantılar olabilir. Bu geçici bir durum ve bir ay gibi bir zaman içinde düzelecektir. Hemen uyku ilacı, sakinleştiriciye yönelmeyin. Hele doktora danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın. Uyumak için içki içmek, sizi daha kötü yapacaktır.
Bu günlerde uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmekte zorlanabilir, sabah çok erken uyanabilirsiniz. Korku hissiyle aniden uyanma, kâbus görme, uykuda bağırma gibi çeşitli yaşantılar olabilir. Bu geçici bir durum ve bir ay gibi bir zaman içinde düzelecektir. Hemen uyku ilacı, sakinleştiriciye yönelmeyin. Hele doktora danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın. Uyumak için içki içmek, sizi daha kötü yapacaktır.
• Geçici unutkanlık, bellek sorunları
O sırada neler olduğuna, ne yaptığınıza, ne konuştuğunuza dair ayrıntıları ya da belli bir zaman diliminde yaşadıklarınızı hatırlamakta güçlük çekebilirsiniz. Bazı anılar önümüzdeki günlerde aklınıza gelmeye başlayabilir ya da belki de hiç hatırlamayabilirsiniz. Bu ayrıntıların şu anda bir önemi yok ve unutkanlığınız kalıcı olmayacak.
O sırada neler olduğuna, ne yaptığınıza, ne konuştuğunuza dair ayrıntıları ya da belli bir zaman diliminde yaşadıklarınızı hatırlamakta güçlük çekebilirsiniz. Bazı anılar önümüzdeki günlerde aklınıza gelmeye başlayabilir ya da belki de hiç hatırlamayabilirsiniz. Bu ayrıntıların şu anda bir önemi yok ve unutkanlığınız kalıcı olmayacak.
• Sinirlilik, öfke nöbetleri
Daha önceden sizi sinirlendirmeyen durumlarda bile sanki kontrol edemeyeceğiniz bir öfkeyle doluyormuş gibi hissedebilirsiniz. Öfke hissi aslında yaşadıklarınıza isyan etme, kabullenememenin işaretleridir. Tabii ki böylesi bir şiddete maruz kalmanın kabul edilebilir olması mümkün değil. Ne siz, ne de diğerleri başınıza gelenin sorumlusu değilsiniz. Bu duygularınızı sorumluların bulunması ve yargılanması için sabırlı ve kararlı olmaya çevirmek sizin elinizde.
Daha önceden sizi sinirlendirmeyen durumlarda bile sanki kontrol edemeyeceğiniz bir öfkeyle doluyormuş gibi hissedebilirsiniz. Öfke hissi aslında yaşadıklarınıza isyan etme, kabullenememenin işaretleridir. Tabii ki böylesi bir şiddete maruz kalmanın kabul edilebilir olması mümkün değil. Ne siz, ne de diğerleri başınıza gelenin sorumlusu değilsiniz. Bu duygularınızı sorumluların bulunması ve yargılanması için sabırlı ve kararlı olmaya çevirmek sizin elinizde.
• Tekrar tekrar aklına gelme
Olay anı ya da haber aldığınız an tekrar tekrar aklınıza gelebilir. Bu geçici bir durum. Düşünmemeye çalıştığınızda bu fikirler zihninize daha çok üşüşebilir. Onları düşünmekten kaçınmak yerine, dikkatinizi başka bir yöne çevirmeye çalışın, yanınızdakilere duygularınızı ifade edin, mümkünse yazıya dökmeye başlayın. Zihninize üşüşen düşüncelerin dağıldığını fark edeceksiniz
Olay anı ya da haber aldığınız an tekrar tekrar aklınıza gelebilir. Bu geçici bir durum. Düşünmemeye çalıştığınızda bu fikirler zihninize daha çok üşüşebilir. Onları düşünmekten kaçınmak yerine, dikkatinizi başka bir yöne çevirmeye çalışın, yanınızdakilere duygularınızı ifade edin, mümkünse yazıya dökmeye başlayın. Zihninize üşüşen düşüncelerin dağıldığını fark edeceksiniz
• Gözünün önünden gitmeme
Olay anındaki haliniz, olayla ilgili tanık olduğunuz ya da medyadan izlediğiniz görüntüler sürekli gözünüzün önüne geliyor olabilir. Bu geçici bir durum. Dikkatinizi başka görüntülere yoğunlaştırın. Film seyretmek, görerek yapmanız gereken işler yapmak (çiçeklerle uğraşma, yemek yapma, bir şeyi tamir etme, bulmaca çözme, yapboz tamamlama, ayakkabı boyama vb) görüntülerin silinmesine katkıda bulunabilir.
Olay anındaki haliniz, olayla ilgili tanık olduğunuz ya da medyadan izlediğiniz görüntüler sürekli gözünüzün önüne geliyor olabilir. Bu geçici bir durum. Dikkatinizi başka görüntülere yoğunlaştırın. Film seyretmek, görerek yapmanız gereken işler yapmak (çiçeklerle uğraşma, yemek yapma, bir şeyi tamir etme, bulmaca çözme, yapboz tamamlama, ayakkabı boyama vb) görüntülerin silinmesine katkıda bulunabilir.
• Yeniden o anı yaşıyor gibi olma
Zaman zaman sanki tekrar o ana dönmüşsünüz, sanki olay yineleniyormuş gibi hislere kapılabilirsiniz. Bu his sizi çok kaygılandırabilir. Bu geçici bir histir, sizin hastalandığınızı, kontrolünüzü kaybettiğinizi, çıldırdığınızı, aklınızı kaçırdığınızı göstermez. Böyle olaylara maruz kalan sağlıklı insanlarda geçici olarak ortaya çıkabilen bir histir. Zamanla sıklığı azalacak ve kaybolacaktır. Bu anlarda nefes egzersizi yapabilirsiniz.
Zaman zaman sanki tekrar o ana dönmüşsünüz, sanki olay yineleniyormuş gibi hislere kapılabilirsiniz. Bu his sizi çok kaygılandırabilir. Bu geçici bir histir, sizin hastalandığınızı, kontrolünüzü kaybettiğinizi, çıldırdığınızı, aklınızı kaçırdığınızı göstermez. Böyle olaylara maruz kalan sağlıklı insanlarda geçici olarak ortaya çıkabilen bir histir. Zamanla sıklığı azalacak ve kaybolacaktır. Bu anlarda nefes egzersizi yapabilirsiniz.
• Kaçınma
Olaydan bu yana toplu ulaşım araçlarına binerken, kalabalık içine girdiğinizde, yalnız kaldığınızda giderek artan bir korku, kaygı hissine kapılıyor olabilirsiniz. Kaygılar sizi bu tür ortamlarda bulunmaktan geri bırakmasın. Eskiden gittiğiniz yerlere gitmeye, eskiden katıldığınız etkinliklere yine katılmaya devam etmeniz size çok iyi gelecektir.
Olaydan bu yana toplu ulaşım araçlarına binerken, kalabalık içine girdiğinizde, yalnız kaldığınızda giderek artan bir korku, kaygı hissine kapılıyor olabilirsiniz. Kaygılar sizi bu tür ortamlarda bulunmaktan geri bırakmasın. Eskiden gittiğiniz yerlere gitmeye, eskiden katıldığınız etkinliklere yine katılmaya devam etmeniz size çok iyi gelecektir.
• Suçluluk
İnsanlar böylesi insanlık dışı bir şiddete maruz kaldıklarında sanki kendi sorumlulukları da varmış gibi düşüncelere kapılabilir. “Keşke orada olmasaydım”, “keşke gitmeseydim” gibi. Özellikle mitingin organizasyonunda görev alanlar, davet yazılarını yazanlar, arkadaşlarına “beraber gidelim mi”, “sen de gelsene” gibi tekliflerde bulunanlar sanki kayıplardan kendileri de sorumluymuş gibi hissedebilir. Böyle düşündükleri için kendilerine de kızmaya başlayabilirler. Ne sizin ne de hiçbir katılımcının olup bitenlerden en ufak bir sorumluluğu yoktur.
Siz iyi bir şey yaptığınızı düşündüğünüz için, insani bir amaç için oradaydınız ve aynı amaçla organizasyonda görev almıştınız. Kötü ve suçlu olanlar sadece sizin bu duruma maruz kalmanıza neden olan saldırganlar, saldırıyı planlayanlar ve önlemekle yükümlü olanlar.
Ne sorumlu ne de suçlusunuz.
İnsanlar böylesi insanlık dışı bir şiddete maruz kaldıklarında sanki kendi sorumlulukları da varmış gibi düşüncelere kapılabilir. “Keşke orada olmasaydım”, “keşke gitmeseydim” gibi. Özellikle mitingin organizasyonunda görev alanlar, davet yazılarını yazanlar, arkadaşlarına “beraber gidelim mi”, “sen de gelsene” gibi tekliflerde bulunanlar sanki kayıplardan kendileri de sorumluymuş gibi hissedebilir. Böyle düşündükleri için kendilerine de kızmaya başlayabilirler. Ne sizin ne de hiçbir katılımcının olup bitenlerden en ufak bir sorumluluğu yoktur.
Siz iyi bir şey yaptığınızı düşündüğünüz için, insani bir amaç için oradaydınız ve aynı amaçla organizasyonda görev almıştınız. Kötü ve suçlu olanlar sadece sizin bu duruma maruz kalmanıza neden olan saldırganlar, saldırıyı planlayanlar ve önlemekle yükümlü olanlar.
Ne sorumlu ne de suçlusunuz.
YAŞADIKLARINIZIN ÜSTESİNDEN GELMENİZE KATKI SAĞLAYABİLECEK ÖNERİLER
• Paylaşın, anlatın, başkalarıyla bir araya gelin
İnsan kendisini yapayalnız ve kimsesizmiş gibi hissedebilir. Bu duygulara kapılmak yalıtılmışlık hissini artırır. Arkadaşlarınızla, aile üyeleriyle duygularınızı konuşun. Olayın ayrıntılarını değil, olayın sizde ortaya çıkardığı duyguları konuşun. Korktuğunuzu, paniğe kapıldığınızı, donakaldığınızı, kendinizi çaresiz hissettiğinizi paylaşmak size ve yakınlarınıza çok iyi gelecektir.
İnsan kendisini yapayalnız ve kimsesizmiş gibi hissedebilir. Bu duygulara kapılmak yalıtılmışlık hissini artırır. Arkadaşlarınızla, aile üyeleriyle duygularınızı konuşun. Olayın ayrıntılarını değil, olayın sizde ortaya çıkardığı duyguları konuşun. Korktuğunuzu, paniğe kapıldığınızı, donakaldığınızı, kendinizi çaresiz hissettiğinizi paylaşmak size ve yakınlarınıza çok iyi gelecektir.
• Olayla ilgili görüntüleri izlemeyin, fotoğraflara bakmayın
Aynı acıyı yeniden, yeniden yaşamak hissizlik, öfke, kaygı gibi olumsuz duyguları artırabilir. Patlama anını, kayıp ve yaralıları gösteren görüntü ve fotoğraflara bakmayın. Bakmamanın kayıp ve yaralılara saygının da gereği olduğunu unutmayın.
Aynı acıyı yeniden, yeniden yaşamak hissizlik, öfke, kaygı gibi olumsuz duyguları artırabilir. Patlama anını, kayıp ve yaralıları gösteren görüntü ve fotoğraflara bakmayın. Bakmamanın kayıp ve yaralılara saygının da gereği olduğunu unutmayın.
• İçkiden uzak durun, kahveyi azaltın, doktor önerisi dışında ilaç
kullanmayın
İçki, unutturmak yerine uyuşukluk halinizi, zihninizdeki bulanıklığı artırabilir, kahve kaygı ve korku ataklarını tetikleyebilir.
İlaçlar her zaman yarar sağlamayabilir, yanlış kullanıldığında yan etki vb. diğer nedenlerle yakınmalarınızı çoğaltabilir.
İçki, unutturmak yerine uyuşukluk halinizi, zihninizdeki bulanıklığı artırabilir, kahve kaygı ve korku ataklarını tetikleyebilir.
İlaçlar her zaman yarar sağlamayabilir, yanlış kullanıldığında yan etki vb. diğer nedenlerle yakınmalarınızı çoğaltabilir.
• Dinlenin ve gevşeyin
Kendinize dinlenmek, istirahat etmek için zaman ayırın. Sizi rahatlattığını bildiğiniz etkinlikleri yapmaya çalışın. Kitap okumayı seviyorsanız, yoğunlaşmakta zorluk çektiğinizi düşünseniz de okumak için zaman ayırın. Müzik dinleyin. Yürüyüş yapın, kimi insan bir arkadaşıyla aylak aylak dolaşmaktan hoşlanabilir, öyle yapmaya çalışın.
Kendinize dinlenmek, istirahat etmek için zaman ayırın. Sizi rahatlattığını bildiğiniz etkinlikleri yapmaya çalışın. Kitap okumayı seviyorsanız, yoğunlaşmakta zorluk çektiğinizi düşünseniz de okumak için zaman ayırın. Müzik dinleyin. Yürüyüş yapın, kimi insan bir arkadaşıyla aylak aylak dolaşmaktan hoşlanabilir, öyle yapmaya çalışın.
• Nefes egzersizi
İçinizden 1001, 1002, 1003, 1004 diye sayarken burnunuzdan derin bir nefes alın. 1005, 1006 diye sayarken nefesinizi tutun. 1007, 1008, 1009, 1010 diye sayarken ağzınızdan nefes alın.
Birkaç dakika içinde hafif bir baş dönmesi benzeri his yaşadığınızı ama kaygı hissinizin azaldığını fark edeceksiniz. Gün içinde ihtiyaç duyduğunuzda istediğiniz sıklıkta yapabilirsiniz.
İçinizden 1001, 1002, 1003, 1004 diye sayarken burnunuzdan derin bir nefes alın. 1005, 1006 diye sayarken nefesinizi tutun. 1007, 1008, 1009, 1010 diye sayarken ağzınızdan nefes alın.
Birkaç dakika içinde hafif bir baş dönmesi benzeri his yaşadığınızı ama kaygı hissinizin azaldığını fark edeceksiniz. Gün içinde ihtiyaç duyduğunuzda istediğiniz sıklıkta yapabilirsiniz.
• Günlük tutun
Yaşadıklarınızı, özellikle duygularınızı yazıya dökün. Yazmak kendi duygularımızla barışmak ve onları düzene sokmak için çok yararlıdır.
Yaşadıklarınızı, özellikle duygularınızı yazıya dökün. Yazmak kendi duygularımızla barışmak ve onları düzene sokmak için çok yararlıdır.
• Yardım toplantılarına, anmalara, törenlere katılın
Yalnız olmadığınızı, kayıpların unutulmadığını hissetmek yaraları sarmayı kolaylaştırır.
Yalnız olmadığınızı, kayıpların unutulmadığını hissetmek yaraları sarmayı kolaylaştırır.
• Yardım edin
Olaydan zarar görenlere yardım etmek için girişimde bulunun, kendi tanıdıklarınızdan başlayabilir ya da oluşmuş gruplara dâhil olabilirsiniz.
Açılan yaraları ortaklaşarak sarmak ortak iyileşmeye katkı sağlayacaktır.
Halen çok sayıda hastane ve sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak size yardım etmeye hazır olan psikiyatr, psikolog, sosyal çalışmacı, psikolojik danışma ve rehabilitasyon uzmanı, psikiyatri hemşiresi gibi ruh sağlığı çalışanları olduğunu bilin.
Bu tür şiddet olaylarından sonra ruh sağlığı yardımı almak üzere başvurmak için ruhsal bir hastalık olması gerekmez.
Unutmayın, ruh sağlığı çalışanları insanlara koruyucu ruh sağlığı hizmeti de verir.
Olaydan zarar görenlere yardım etmek için girişimde bulunun, kendi tanıdıklarınızdan başlayabilir ya da oluşmuş gruplara dâhil olabilirsiniz.
Açılan yaraları ortaklaşarak sarmak ortak iyileşmeye katkı sağlayacaktır.
Halen çok sayıda hastane ve sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak size yardım etmeye hazır olan psikiyatr, psikolog, sosyal çalışmacı, psikolojik danışma ve rehabilitasyon uzmanı, psikiyatri hemşiresi gibi ruh sağlığı çalışanları olduğunu bilin.
Bu tür şiddet olaylarından sonra ruh sağlığı yardımı almak üzere başvurmak için ruhsal bir hastalık olması gerekmez.
Unutmayın, ruh sağlığı çalışanları insanlara koruyucu ruh sağlığı hizmeti de verir.
32 Yaşında.Hep 32 yaşında kalacak
Esin Koc
Uygar benim çocuklukta tanıdığım sakin, çekingen naif arkadaşım. Annemin 20 yıllık dostunun oğlu. Hani neredeyse manevi teyze çocuğu sayılırız..
32 yaşında. Hep 32 yaşında kalacak. Bense onu hep 12-13 yaşlarımızda birbirimize ergenlik buhranlarımızı anlattığımız günlerle hatırlayacağım.
Hayatınızda görebileceğiniz en sevgi dolu, en insancıl, en dürüst, en sözünün eri annelerden birinin evladıydı Uygar. Hep kardeşim gibi hissettim. Hep yakınlık duydum. Hep çok sevdim ben onu. Ve bir sabah annemden "Kızım Uygar dün oradaymış" diye bir telefon aldım.
32 yaşında. Hep 32 yaşında kalacak. Bense onu hep 12-13 yaşlarımızda birbirimize ergenlik buhranlarımızı anlattığımız günlerle hatırlayacağım.
Hayatınızda görebileceğiniz en sevgi dolu, en insancıl, en dürüst, en sözünün eri annelerden birinin evladıydı Uygar. Hep kardeşim gibi hissettim. Hep yakınlık duydum. Hep çok sevdim ben onu. Ve bir sabah annemden "Kızım Uygar dün oradaymış" diye bir telefon aldım.
Biz saatler önce Uygar'ı bilmediğimiz diyarlara uğurladık. Toprağın bağrına koyduk. "Sevgili toprak ana, biz Uygar Canımızı sana emanet ediyoruz, sen onu sevgiyle kucakla" diye dualar ettik.
Biz Uygar'ı toprağa verdik. Toprak oldu Uygar.
Biz Uygar'ı toprağa verdik. Toprak oldu Uygar.
Öyle sessiz bir uğurlanışı vardı ki, sanırsınız birazdan gök üzerinize göçecek. Yüzlerce insanın alkışı bu kadar sessiz olabilir. Bir annenin feryadı güneşi bu kadar yakabilir. Bir ölü beden bu kadar var olabilir.
Samimiyetle konuşuyorum, abartmıyorum, eklemiyorum, arttırmıyorum. Hayatımda gördüğüm en acı dolu sahneydi Uygar'ın karanfillerle örtülü mezarı. Evet her ölüm acıdır, her ölüm can yakar. Hayatım boyunca kendi ailemden yakınlarım da dahil olmak üzere yaşlı, genç, çocuk birçok cenazeye katıldım, ama bu kadar ağır, bu kadar acı dolu, bu kadar kabullenilmez bir cenaze görmedim ben. Kalbim karardı. Ruhum ağrıdı. Gözyaşım kurudu. Dimağım durdu. Benim canım daha önce hiç bu kadar yanmamıştı. Çok defalar üzüldüm. Ömrüm boyunca hiçbir şeye bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum!
Saatlerdir düşünüyorum. Önceden gördüklerimi şimdi bildiklerime ekliyorum, önceden bildiklerimi şimdi öğrendiklerimle birleştiriyorum ama yine de tam yerini bulmuyor. Denkleştiremiyorum, anlayamıyorum, algılayamıyorum. Olmuyor, olduramıyorum.
Ben bile çok yakını olmamama rağmen bu kadar kahrolmuşken ailesinin neler yaşadığını tahmin etmeye çalışmak dahi nafile. Geride kalan sadece annesi, babası kardeşi de değil. Hayatımın anlamları dediği eşi ve daha 2 yaşındaki oğlu da Uygarsız kaldı.
Bir de Uygar haybeye yitip giden canlardan sadece bir tanesi. Kaybettiklerimizin ardından sayısız insanın ruhunda yangın var.
Şimdi bütün bu katliama, bu acımasız cinayete vicdanının bir teli bile titremeyen ve dahi buna sevinenlere tek söylemek istediğim şu: inandığınız, güvendiğiniz, sevdiğiniz her ne veya kim ise size merhamet etsin. Çünkü tarihe vicdanı olmayanlar olarak geçeceksiniz. Bu vasıfla zaten yeterince lanetlenmiş olacaksınız.
Çok şey demeyeceğim. Tek bir ricam olacak. Lütfen lütfen LÜTFEN nefretinizi, duygusuzluğunuzu, siyasi analizlerinizi, kıyaslamalarınızı, prim yaptıracak cümlelerinizi en azından bu canların toprağı kuruyuncaya kadar kendinize saklayın. Bizim yasımızı zehirlemeyin. Biz zaten çok yandık, bir de siz harlamayın. Ayıptır. Günahtır. Yapmayın!
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10153630317247278&set=a.314743242277.144310.507572277&type=3&theater
15 Ekim 2015 Perşembe
Ev Sahibi Doktorun Katliam Notları
Ev sahibi doktorun katliam notları – Hande Arpat (İlerihaber.org)
Çok önceden kurulmuştu mutfak; tertip komiteleri, il sorumluları, medya çalışma grupları… Herkes yaşama sevinci ve neşe ile kendi hazırlığını yapıyordu. Afişlerimizde, filmlerimizde, sloganlarımızda bu kapkara ağırlığı delip geçen umut dolu bir direngenlik vardı. Bu hazırlık sürecinde hepimiz yepyeni ve ömürlük yoldaşlıklar tesis ettik; üreterek dayanışmak bambaşka bir şey…
Türkülerimizi söyleyip, halayımızı çekip, beyaz balonlarımızı Ankara semalarına bırakıp, ülkenin dört bir yanından akın akın gelen emekçi kardeşlerimizle el ele verip umut yayacaktık hasta edilmiş ülkeme.
Olmadı, bizim yani Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) aracının hemen arkasında patlatıldı mitingimiz; çok değil, tam dört dakika önce bizim bulunduğumuz yerde katledildi kardeşlerimiz.
Patlama olur olmaz biz hekimlerin kortejinin ardında bulunan DHF ve Halkevleri kortejindeki arkadaşlarımız hemen koridor açtılar: “Sakin! Sağlıkçılara koridor açın, sağlıkçılara koridor açın!” Şaşırıyorum, nereden ve nasıl ediniyoruz böyle hayat kurtaran refleksleri, bilmiyorum… Müteşekkir olalım hep beraber, arkadaşlarımızın açtığı koridordan güvenli, sakin fakat ışık hızıyla patlamanın olduğu yere doğru akın ettik.
Herkes bir yaralıya, bir ölüye koştu; derken çevik kuvvet yaralıların ve dahası ölülerin en yoğun olduğu yere biber gazı ile müdahale etti. Anlamak mümkün değil… TTB’nin önceki yöneticilerinden birisi olan bir hekim arkadaşımız üzerine gaz atıldığı sırada kalp masajı yapıyordu! Meslektaşım kalp masajını bırakmadı soluk alamama pahasına; ama bilenleriniz vardır, temel yaşam desteğinde solunum yolu açıklığı ve güvenliği olmazsa olmazdır. Düşünün, ağır bir yaralanmanız var, kalbiniz durmuş, ne şanslısınız ki anında bir uzman hekim başınızda bitmiş ve kalp masajı yapıyor; ama polis ikinizin de üzerinize sıktığı gaz ile yaşamak için direnen bedeninize, canınıza bir kez daha kast ediyor; ve ölüyorsunuz… Ki o yaralı kardeşimiz de tüm müdahalemize rağmen hayatını kaybetti…
Bu kadar hızlı ve donanımlı ilk yardım uygulanıp da bu kadar olumsuz bir sonuç alınan başka bir durum daha var mıdır Türkiye tarihinde inanın bilmiyorum… Bu bağlamda not düşelim,
Alana ambulanslardan çok çok önce çevik kuvvet girmiştir.
Alana girmekle kalmayıp hayati tehlikesi olan ağır yaralı insanlara müdahale eden sağlıkçılara, yaralılara ve ölülerimize biber gazı ile saldırarak insanların canına kast edilmiştir. Tıbbi literatürü ve onca yıllık acil klinik deneyimimi ardıma alarak söylüyorum: Bu kadar hızlı ve donanımlı bir ilk müdahalenin bu denli olumsuz sonuç vermesinde biber gazı ile müdahale eden polisin açıkça payı vardır. Bu payın esas sorumlusu ise o emirleri veren, verdiren idari amirlerdir. Sadece canlı bombalar değil, ağır yaralı insanlara biber gazı ile saldıran çevik kuvvet ekipleri de polisinden amirine katliamda pay sahibidir; yapılan saldırı açıkça cana kast etmektir.
İlkyardım dersi alanlarınız vardır; böylesi bir durumda olay yeri güvenliği ve ilk müdahale ile birlikte 112 aranır. Biz de öyle yaptık; Genel Sekreterimiz ve ben 112 ile birer uzun görüşme yaptık, her iki görüşmenin de salt duygu bağlamında dahi olumlu geçmediğini vurgulamam gerek. 112 Komuta Kontrol’de nöbetçi hekim ve sağlıkçı arkadaşlarımı suçlamıyorum, kızmıyorum, emekleri için sağ olsunlar; Sağlık Bakanı ve Bakanlıktaki diğer görevliler TTB’nin telefonlarını kayda değer bir süre boyunca açmazken kime ve neden kızılır ki? Yeniden not düşelim,
Sağlık Bakanı TTB’nin telefonlarını belirli bir süre boyunca açmamıştır, TTB’nin internet sayfasında adeta yakaran çağrımızı görebilirsiniz.
Olay yerinde halihazırda yeterli miktarda ambulans bulunmamakla birlikte, yeni ambulansların gelişi ve sağlık ekiplerinin alana girişi yine polis barikatının engeli ile kısıtlanmıştır. Görüntüleri mevcuttur; Talatpaşa Bulvarı’nın Gar’a doğru gelen dar kolunun önünde TOMA ve çevik barikatı kurulmuş; olay yerine varan ambulanslar da bu barikatın ardında dizi dizi bekler halde tutulmuştur.
Saldırının hemen ardından tüm yaralı ve ne yazık ki ölüler, çok kısa süre içinde ve her türlü olumsuz koşula rağmen alana koşturan hekimler ve sağlıkçılar tarafından değerlendirildi, ilgili müdahaleleri yapıldı; alanda başına bir sağlıkçının uğramadığı yaralının olmadığını söylemek abartı olmaz. Aynı Gezi’de ve sistematik şiddetin pervasızca saldırdığı pek çok olayda olduğu gibi, bu erken müdahaleler sayesinde daha fazla can kaybının oluşması engellendi. Ben ve TTB aktivisti olan bazı meslektaşlarım alandaki arkadaşlarımızın varlığından güç alarak TTB’de kriz masası oluşturmak üzere alandan ayrıldık. Çok kısa bir süre içinde kriz masası kuruldu, kamuoyuna ilan edildi ve veri akışı sağlandı.
Bu kriz masası, hekimlerimiz, avukatlarımız, dayanışmak için orada bulunan aktivistler ve tabi ki çok kıymetli TTB emekçileri sayesinde eşsiz bir performans gösterdi. Veri akışı, kamuoyunun bilgilendirilmesi, kayıpların ve ihtiyaçların tespit edilmesi gibi pek çok konuda muazzam bir çaba ortaya kondu. Kan ihtiyacı duyurularımız Sağlık Bakanlığı ve Kızılay tarafından yalanlandı; akıl alır gibi değil, biz bu ihtiyaçları ameliyathanelerde görevli cerrah arkadaşlarımızdan, yoğun bakım nöbetçilerimizden bildirildiği haliyle kamuoyuna ilan ettik. Şayet kan stoku yeterli idiyse de demek ki buralara ulaştırılması ile ilgili bir problem olmuş! Açıkçası yalanlamalara kulak da asmadık, işimize baktık, iyi ki de öyle yaptık; insanlar dört koldan hastanelere kan vermeye koştular bizim çağrılarımızla. ..
Pek çok mesaj aldık; kimileri dayanışma ve destek mesajları, kimileri ise hala devam eden ve lanet ve tehdit savuran mesajlar… Acımız ve yükümüzle dayanışan herkesi kucakladık, gücümüze güç kattılar. Diğerlerini ise açık söylüyorum ciddiye dahi almadık, işimize baktık; saflarımız net ve ayrı, onlar ölümden, biz yaşamdan yana saf tutarız…
Yaralılarımızın bakımları, ailelerin ihtiyaçları, ihtiyaç tespit edilen herkesin psikososyal destek alması, hukuki sürecin işletilmesi,… gibi pek çok meşguliyetimiz eklendi emek, demokrasi ve barış talebimize, herkes için eşit ve ücretsiz sağlık mücadelemize ve iyi hekimlik inadımıza. Hepsinin altından kalkacağız; yılmadan, yorulmadan ve de korkmadan yaşamdan yana saf tutmaya devam edeceğiz.
Saflardan bahsettik; açık ve ayrıdır: Ağır bir yaralıya (ve ihtiyacı olan herkese) canımız pahasına ilk yardım uygular, yaşatmaya çabalarken biz, onlar bizi de hastamızı da gaza boğar, en nihayetinde öldürür. Yerlerdeki kanlara dahi basamaz da parmak uçlarımızda yürürken biz, onlar koca tabanlı botlarıyla beden parçalarının üzerine basa basa yürür giderler. Biz ilkyardım uygulamaktan, yaşamdan yana olmaktan vaz geçmezken, hatırlarsınız, onlar bizi suçlar ve yargılarlar.
Kısacası; kusura bakmasınlar, yüreğimizde yitirdiğimiz kardeşlerimizin derin acısı ve onlardan aldığımız vasiyetin sorumluluğu, VAZGEÇMİYORUZ! Biliyoruz, eminiz, doğruyuz: Bu karanlık dağılacak ve insanlık kazanacak!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

